Ana içeriğe atla

Direksiyon Kimde? Kontrol İllüzyonu ve Trafikte Güven Yanılsaması


        Trafikteyken çoğu zaman kontrolün bizde olduğunu düşünürüz. Direksiyon bizim elimizde, kuralları biliyoruz, dikkatliyiz… Bu düşünce içimizi rahatlatır. Çünkü insan, kontrol hissine tutunmayı sever. Ama bu, gerçeğin sadece bir kısmıdır. Yan koltukta otururken sıkça duyduğum bir cümle vardır:

   “Rahat ol, direksiyon bende.”

       Bu cümle güven verir. Çünkü kontrolün kimde olduğu nettir. Ama o an aklıma başka bir soru düşer: Peki ya karşı şeritteki direksiyon? Onu kim tutuyor? Ne kadar dikkatli? Kuralları gerçekten biliyor mu? Yorgun mu, dalgın mı, öfkeli mi? İşte bu sorularla birlikte fark ederiz ki trafikteki güvenlik, sadece bizim kontrolümüzde değildir. Aslında biz, her gün görünmez bir anlaşmanın içinde yol alırız. Herkesin kurallara uyacağına, herkesin dikkatli olacağına dair sessiz bir sözleşme bu.  Ama bu sözleşmenin bir garantisi yoktur. Tam da bu noktada “kontrol illüzyonu” devreye girer. İnsan zihni, kontrol edemediği durumları bile kontrol ediyormuş gibi hissetmeye meyillidir. Direksiyon başında olmak bu hissi güçlendirir. Kendimizi güvende hissederiz.


    Oysa gerçek çok daha kırılgandır. Çünkü biz yalnızca kendi dikkatimizi kontrol edebiliriz. Karşımızdakinin bilgisini, refleksini, niyetini değil. Ve belki de en çarpıcı gerçek şudur: Trafikteki birçok kaza, kuralsızlıktan değil; fazla güvenden doğar.

“Ben hallederim.”
“Bir şey olmaz.”
“Herkes dikkatlidir zaten.”

     Bu düşünceler, kontrol illüzyonunun en görünmez halidir. İnsan sadece kendine değil, tanımadığı insanlara da fark etmeden güven yükler. Ve bu güven, bazen sorgulanmadığı için tehlikeli hale gelir.

      Öte yandan sürekli şüphe içinde yaşamak da çözüm değildir. Her aracı tehdit görmek, her an en kötüsünü beklemek… Bu da insanı yorar, dikkatini dağıtır, hatta hataya açık hale getirir. Gerçek denge başka bir yerdedir. Ne tamamen güvenmek, ne tamamen güvensiz hissetmek… Trafikte en sağlıklı zihin hali şudur: Kendi sorumluluğunu en iyi şekilde yerine getir, ama başkalarının hata yapabileceğini de hesaba kat. Bu, korku değil; farkındalıktır. Bu, güvensizlik değil; bilinçtir. Belki de mesele şudur:

    Direksiyon gerçekten bizde mi, yoksa sadece öyle olduğunu mu düşünüyoruz? Ve belki de gerçek güven, her şeyi kontrol edebileceğimize inanmakta değil; kontrol edemediklerimizi bilerek ilerleyebilmekte saklıdır. Çünkü evet, direksiyon bizde olabilir… Ama yol, asla sadece bize ait değildir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BİR ASKERİN GÖZÜNDEN KKTC GERÇEKLERİ

       Bu yayınımda diğer yazı türlerinden farklı olarak saygıdeğer Erdoğan Volkan   ile yapmış olduğumuz röportaj yer alıyor. Bu nerenden çıktı? Kıbrıs 'a geleli 8 ay olmuştu ve  hala ada hakkında öğrenmem gereken birçok şey olduğunu fark ettim. Haliyle burada Türkiye'dekinden çok daha farklı bir bir düzen var. Yerli halka nazaran yabancı insan sayısı çok daha fazla ve birden çok milletten insana ev sahipliği yapan bir ada. Kıbrıs gerek coğrafi konumu gerek turizm sayesinde insanlara tanımış olduğu ekonomik fırsatlardan dolayı yurt dışında yaşayan  birçok insanın gözdesi haline gelmiştir. Tabii bu durumun ada ve burada yaşayan yerli halk üzerinde etkileri olmuştur. Ben bu etkileri merak ediyordum işte. Sonra aklıma Erdoğan Bey  geldi. Çünkü hem Kıbrıs yerlisi hem de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde emekli bir albay olduğu için sorularıma  daha objektif ve net cevaplar verebileceğini düşündüğümden böyle bir görüşme teklif ettim. Sağ olsun be...

Pomodoro Tekniği: Odaklanmayı Parçalara Bölmek

      Pomodoro Tekniği , 1980 yılında Francesco Cirillo tarafından geliştirilmiş bir zaman yönetimi yöntemidir. Temel amacı oldukça basittir: odaklanmayı artırmak ve erteleme davranışını azaltmak.  İlginç olan şu ki yöntemin kendisi oldukça basitken, ismi çoğu zaman yöntemden daha karmaşık geliyor bana. “ Pomodoro ” kelimesi İtalyanca’da domates anlamına geliyor. Cirillo bu tekniği geliştirirken domates şeklinde bir mutfak zamanlayıcısı kullanıyormuş ve yöntem de adını buradan almış.      Ben bu tekniğe biraz daha gözlemci bir yerden bakıyorum. Çünkü özellikle Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan kişiler için zaman algısı ve odaklanma zaten başlı başına ayrı bir mücadele.  Bu yüzden yöntemi sadece anlatmak değil, gerçek hayatta nasıl uygulanabileceğini de göstermek istiyorum. Pomodoro Tekniğini Nasıl Uyguluyorum?      Bu yöntemi uygularken ilk yaptığım şey oldukça basit bir karar vermek: Tek bir iş seçmek. ...

Siesta Kültürü Nedir? Öğle Uykusunun Bedene Etkileri

      Siesta aslında hepimizin çok iyi bildiği, hatta zaman zaman deneyimlediği ama günlük hayatın temposu içinde çoğu zaman uygulayamadığı bir alışkanlıktır. Peki nedir bu siesta?       Gün içinde, özellikle öğle yemeğinden sonra gelen o tanıdık his vardır: göz kapakları ağırlaşır, enerji düşer, zihinsel performans yavaşlar. İşte bu doğal düşüşün ardından yapılan kısa süreli dinlenmeye ya da şekerlemeye siesta denir. Üstelik bu durum, gece uykunuzu alıp almamanızdan bağımsızdır. Çünkü öğle saatlerinde yaşanan bu yorgunluk, büyük ölçüde biyolojik süreçlerle ilgilidir.       Öğle yemeği genellikle günün en ağır öğünlerinden biridir. Daha fazla ve daha yoğun besin tüketildiğinde, vücut sindirim sürecine odaklanır. Metabolizma hızlanır, mide yoğun şekilde çalışır ve bu durum doğal olarak bedende bir yorgunluk hissi yaratır. Yani siesta aslında bir “lüks” değil, bedenin verdiği oldukça doğal bir tepkidir.         Siesta, öze...